MİLLÎ DURUŞ 25 Ocak 2018, Perşembe

               Kahraman ordumuz aldığı emri ifa etmek için, canını hiçe sayarak, Afrin’e girmiş durumdadır. Allah ordumuzu muzaffer kılsın. Bize de düşen, milli duruş sergilemektir.Ülkemizin bekası bahis konusu olduğu için, bugünlerde millet olarak milli bir duruş sergilemeli ve vaki olan tehlike bertaraf edilinceye kadar da, bu duruşumuz devam etmelidir.

               Hiç değilse bugünlerde, siyasi farklılıklar bir tarafa bırakılarak, birlik ve beraberlik duruşu sergilemeliyiz. Zira bu ülke hepimizin ve hepimize lazımdır. Tehlike ortaya çıktıktan ve yayılmaya başladıktan sonra, ayağa kalkmanın önemi azalmış olur.Zira tehlikenin boyutunu olayın zuhurundan önce görmek, ona göre hazırlık yapmak akıl ve tecrübe işidir. Onun için tehlike hissedilir edilmez, millet olarak ayağa kalkmalıydık.

               Şimdi silahlı gücümüz, üniter yapımıza göz dikenlere karşı, teyakkuza kalkmış durumdadır ve vurmaya devam etmektedir. Bu durumda, siyasilerin tamamı enerjilerini en iyi sonucun alınması için kullanmalı, birlik içinde ve ordumuzu moralize edecek, cesaret verici konuşmalar yapmalıdır. Ama millet olarak gördüğümüz farklı. Evet, yarım ağız bir destek görünmektedir, bu ise kâfi değildir, azdır. Tam aksi ordu birliklerimizi bütün gücümüzle, malımızla, canımızla desteklediğimizi göstermeli ve böylece ordumuzun dik durmasına manen destek olmalıyız.

                Unutmamak gerekir ki, iç siyasetteki dağınıklık, moral bozukluğuna sebebiyet verir. O zaman da birliklerimiz, güvensizliğe düşer. Bunu önlemenin tek yolu, hep bir ağızdan; “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”i marş haline getirmek ve düşmana en gür seda ile duyurmaktır. Ordularımız cephede, sığınaklarda iken, bu gür seda ile şahlanacağından, hiç kimsenin şüphesi olmasın.                  

               Onun için, bugünlerde siyasetten uzak, milli duruş ve birlik içinde olduğumuzu göstererek, düşman güçlerini demoralize etmeye çalışmalıyız, buna hız vermeliyiz. Zira dışta düşmanımız ziyadedir. ABD düşman, Rusya hiçbir zaman samimi dost olmadı, AB ülkeleri de bizi dışlama çabası içinde. Bunların karşısında biz yurtseverliğimizi göstermeliyiz ki, onlar da hiç değilse manen perişan olsunlar, birbirlerine düşsünler. Yoksa bunlardan dostluk beklemek nafiledir. Onun için kendi gücümüze ve birliğimize güvenerek hareket etmeliyiz. Hepimiz ordumuzu ve milletimizi demoralize edici konuşmalardan uzak durmalıyız.

              Menfaatlere dayalı dostluklara güvenilmez. Bu gibi dostlara güvenmeden, kendi menfaatlerimizi realize edecek atraksiyonlarda bulunmalıyız. Onları şaşırtacak plan ve programlarımızla daima teyakkuzda olmalıyız. Merhamet dileyen değil, merhamet eden anlayışıyla daima, hiç değilse bu neviden durumlarda, saflarımızı sıklaştırmalı, kucaklaşmalı, dosta düşmana meydan okumalıyız.
Bu iş içinde daha önce sanayileşmiş bir ülke haline gelmeliydik. Ekonomisi istikrarlı bir çizgide, istihdam meselesi asgariye çekilmiş, ekonomik paylaşıma dikkat edilen bir ülke olmalıydık.

               Bir de manen güçlü olmak için, ‘önce ahlak ve maneviyat’ı ikame etmeli ve ona göre eğitim sistemini değiştirmeliyiz.Evet, fevkalade durumlarda silah ve edevata ihtiyaç vardır. Ancak bundan daha önemlisi de, silahı kullanacakların maneviyatının yüksek olmasıdır. Bilhassa bugünden itibaren bu husus ordu birliklerimizde ele alınmalı, kahraman askerlerimize şahadetin önemi anlatılmalıdır diyen İsmail Müftüoğlu’na katılmamak na mümkün.. Saygılarımla 
’Selam doğru yola uyanlara olsun.(Taha/47).