Siyasetin acı dili 3 Aralık 2017, Pazar

İçimize kötülük tohumları ekenler keşke birazda güzellik ve kardeşlik tohumları ekse, biraz da bu konularla ilgilense bazı şeyler değişirdi belki. 

 

 Hayatımızın son yıllarının ‘en’lerine bakınca  eleştirme, yaftalama, saldırma, sözle- bakışla dövme, linç etme, cinayetler  sanki bizim yaşam tarzımız oldu.

 

Toplumsal vicdanı böylesine paramparça eden nedir? Bu tip bir sorunun tek bir cevabı yok elbette.

Ancak ülkemizde siyaset oldukça karmaşık bir toplumsal zemin ve güç dengeleri üzerine oturdu.

Çünkü biliyoruz ki   siyasetin  nefret dili günbegün toplumsal vicdanı parçalayarak ülkenin ortak geleceğini tahrip ediyor.

 

Türkiye’nin genel politik atmosferine hakim olan buyurgan üslup, toplumsal vicdanın parçalanmasına ve güç nesnesine yönelerek adalet ve hak duygusundan uzaklaşmaya neden oluyor. 

Siyasetçi, bu karmaşıklığı aşmak için siyasetin türünü değiştirerek polemiği zaman zaman doğruların önüne geçirip gerçeklerin kavranmasını zorlaştırıyor.

Çünkü iktidarın başarısızlığı devletin zaafı, milletin kaybıdır. Heba edilen zaman ve kaynak hükümetin değil milletindir. İçerideki mücadele partiler ve iktidarlar arasında olsa da o mücadele gelip geçicidir.

 Eleştiriden önce uyarıya her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.

Ülke eğer denildiği gibi bir “beka sorunu” ile karşı karşıya ise bu ihtiyaç sandığımızdan da fazla demektir.

 

Böyle bir ortamda insanları birbirinden biraz daha uzaklaştıracak, biraz daha kutuplaştıracak üsluptan öncelikle siyasetçilerin, özellikle de yönetim kademesindekilerin kaçınması gerekiyor.

Halk, siyaseten ne olmaması gerektiğini bilir, ne olması gerektiği hususunda ise “hisleri” vardır; hislerini politik dile tercüme etme zorluğu içindedir; bu işi politik aktörler yapar ve eğer bu tercüme işini iyi yaparlarsa halkın temsiliyetini de üstlenirler.

Bu nedenle popülizm; ekonomik, dini, siyasi, hemen toplumsal hayatın bütün alanlarında kendisini gösterir.

Klişe tabirle iğneden ipliğe, gerçek anlamda her şeye zam geldi mi? Evet. Kuru fasulyeden nohuda, mercimekten pirince, çaydan şekere, peynirden zeytine, ekmekten yağa, etten tavuğa, benzinden motorine her şey arttı mı? Arttı.

Bunun adı zam değil fiyat ayarlaması dese de ben cebimden çıkana ve boğazımdan artık geçmeyene bakıyorum .

Kendi pozisyonunu kabile şefliğine değil toplumun önderliğine göre belirleyen, farklılıkları değil birliktelikleri dile getiren, yeni ortak değerler üreten politikacılar ve entelektüeller, böylelikle halkta var olanı açığa çıkartacak ve Türkiye’nin sesi olacaklardır.