MEDENİYET DEDİĞİN TEK DİŞİ KALMIŞ CANAVAR!19 Mart 2017, Pazar

1963 yılından beri kapısında bekletildiğimiz, oyalandığımız Avrupa Birliği çatırdamaya devam ediyor. Siyasi ve ekonomik tarafını bir yana bırakın kültürel ve sosyolojik olarak şu an Avrupa Birliği ülkelerinin takındığı tavır bir çaresizliğin ve tükenmişliğin göstergesi. Açıkçası İngiltere’nin Brexit kararının altında yatan temel etmen her ne kadar ekonomikmiş gibi gözükse de olayın kültürel/sosyolojik boyutunun da hiç azımsanmayacak kadar belirleyici rol oynadığı kanaatindeyim.(AB her ne kadar Hristiyan birliği olsa da İngiltere’nin sosyolojik bakış açısı daha farklı. Başka bir köşede bu konuya derinlemesine gireriz)

Hollanda’da yaşanan son rezalet de bu tükenmişliğin vücut bulmuş haliydi. Her şeyden önce bir bayana yapılan bu çirkin muamele hangi medeniyetin bir tezahürü, hangi insan hakları bildirgesinin gerekliliği Avrupalılar bunun açıklamasını yapmalı.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Sayın Fatma Betül Sayan Kaya hanımefendinin bir bakan olarak kendi toprakları sayılan konsolosluk binasına 30 metre kala Hollandalı eşkıyalar tarafından durdurulması, binaya girmesine izin verilmemesi, büyükelçimizin binadan çıkıp bakanımızın yanına gitmesine müsaade edilmemesi, bakanımızın aracında dahi beklemesine tahammül edemeyip tehditvari çıkışlarla ülkeyi terk etmesinin istenmesi batının nasıl bir hezeyan içerisinde olduğunun kanıtı niteliğindeydi.

AB Süreci Yeniden Ele Alınmalı

Batı’nın ve Avrupa’nın Müslümanlara bakış açısı dün aynıydı, bugün de aynı yarın da bu zihniyet değişmeyecek. Müslümanları ya kendilerine/çıkarlarına hizmet edecek sömürü topluluk olarak görüyorlar ya da DAEŞ zihniyeti yansımasıyla Müslümanları terörle bağdaştırıp İslam medeniyetini yok etmeyi/sil baştan şekillendirmeyi hedefliyorlar.

54 yıldır kapısında bekletildiğimiz Avrupa Birliği, Türkiye’yi dünyanın en gelişmiş ekonomisine sahip olsa dahi içlerine almaz, almayacak da.

Çünkü; her şeyden önce Avrupa Birliği bir Hristiyan birliğidir. İslamofobinin dünya üzerinde şiddetle yayıldığı ve bu yayılma projesinin bizzat Avrupa Birliği ülkeleri eliyle gerçekleştiği bir konjonktürde AB’nin birliğe bir İslam ülkesini alma düşüncesi ütopyadan ibaret.

AB’ye bizi almazlar, çünkü; Avrupa Birliği üye ülkeleri ırkçılığın, faşizmin ve İslamofobianın dibine vuruyor. Kolonyalizmin/sömürgeciliğin en çirkin örneğini sergileyen Avrupa, İslam ülkelerinin ekonomik ve beşeri sermayelerinin tabir-i caizse üstüne yatıyor. Türkiye; tarihi sorumluluğu ve insani boyutu yönünden ırkçılığa, sömürgeciliğe, faşizme sonuna kadar karşı olduğu için bizi Avrupa Birliğine almazlar.

Suriye’de yaşanan insanlık dramına sessiz kalan, 3 milyon Suriyeli ‘ye ev sahipliği yapan Türkiye’ye destek olmak bir yana; diktatör Esed rejiminden kaçarak can havliyle kapılarına kadar gelmiş mazlum mültecileri dikenli tellerin ardından seçerek ülkelerine alma lütfunu gösteren, bunu yaparken de o masum insancıkların ellerindeki üç beş ziynet eşyasına da el koyan “medeniyetin beşiği” Avrupa’ya; hiç heveslenmeyin bizi almazlar.

Bugün; Almanya ile başlayan, Avusturya, Belçika ve son olarak Hollanda ile devam eden Türkiye karşıtı eylemler esasen tüm Avrupa genelinde artık stratejik olarak yürütülen bir karalama kampanyasına dönüşmüş durumda.

Ülkenin meşru seçilmiş hükümet görevlilerinin kendi vatandaşları ile buluşmasını engelleyen bu zihniyet geçmişte yine ülkenin seçilmiş meşru cumhurbaşkanının meydanlardan vatandaşlarına seslenmesinin önüne geçmiş, fakat PKK mitinglerinde bölücü terör örgütü liderlerini konuşturmakta hiçbir beis görmemişti. Yine aynı bölücü terör örgütünün Avrupa’nın başkentinde çadırlar kurmasına, Avrupa Parlamentosu koridorlarında sergiler açmasına da hoşgörü ile yaklaşmıştı.

Yine hâlihazırda Almanya FETÖ mensuplarının birçoğunu ülkesinde barındırmaya devam ediyor. Bu teröristler Almanya’da ellerini kollarını sallaya sallaya dolaşabiliyor. Hatta Can Dündar gibiler burada gazetecilik yapabiliyor, cumhurbaşkanı düzeyinde Alman devletinde kabul görebiliyor.

Kısacası Avrupa’da artık ne Viyana Sözleşmesi kaldı, ne İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, ne Kopenhag Kriterleri… Muhattap olarak; artık seçilmiş meşru hükümetler yerine terör örgütleri ve onun uzantıları alınmaya başlandı. Bu tutum geçmişte de aynıydı fakat hiç bugünkü kadar açık ve fütursuzca savunulmamıştı. Sanıyorum AB üyelik süreci de referandumun hemen ardından daha ciddi şekilde değerlendirilecek. Bu saatten sonra Avrupa’da ve Avrupa Birliğinde insan hakları, demokrasi, özgürlükler hak getire…  

İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un bir asır önceki tespiti ne kadar da yerindeymiş:

“Medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar.”