AŞK YEREL BİR DUYGUDUR! yazısını arkadaşına e-posta gönder

Adınız : Kimden : Kime :
Mesajınız :

AŞK YEREL BİR DUYGUDUR!14 Mart 2015, Cumartesi

Toplum, birbiri ile bağlantılı parçalardan oluşan bir sistem; ama bilgi merkeziyetçidir, bilgiye ulaşmak içinde bu sistemin kalabalıklar halinde yaşadığı yerlere yani büyük metropollere ulaşmak lazım…

Modern yaşama biçimine göre küçük yerlerde yaşayanlar bütün nimetlerden yoksundur. Ha doğa onlara kapılarını açıp, kendini ayaklarına serse de iş işten geçti, hayat artık büyükşehirlerde ki bilginin içindedir…

Gurbetin başlangıcı, göçün başlangıcı bilginin bilindiği yerlere doğrudur. Okumak için, çalışmak için, daha çok özgürlük için, gelişmişliğin içinde yaşamak için, gelişmişliğin içinde yaşayanları seyretmek için, için de için devem eder bu ulaşım...

 Bilimi reddedenler bile bilginin olduğu, bilginin ulaştığı yerlere gider, çünkü taşınması gereken, insanın aracı olarak taşıdığı her şey merkeziyetçidir. Bilgi güçtür, devletler bu gücü elinde tutar…

Devlete göre vatandaş edilgendir, kendinin reva gördüğü kadarıyla da yetinilmelidir…

 Değişimi tamamladınız mı gelişmeye başlarsınız. Bu her konu için geçerlidir; kötülüğe doğru bir değişime uğradıysanız artık gelişiminiz bu konuda başlamıştır, iyiliğe doğru bir değişime uğradıysanız gelişiminiz iyilik üzerine olacaktır…

 Toplumlardaki göç hareketleri de bilginin, bilinenin kaynağına doğru olup önce değişime uğrayarak sonrada gelişmeye başlamayı planlar, öylede olur...

 Ama bazı devletlerin ya da çoğu devletlerin bünyesinde yaşayan dişi cinsin nasıl bir hâlde bünyesinde barınacağına karar vermemiş olması, bilginin hızla bilinir durumlara gelindiği yerlere giden kadınlar sorun yaratmaya başlar…

  Bugün ki gazetede kadınlara yönelik bir haber okudum; girişimcilik, kota, vs. ile ilgili:

 “ 77 milyon nüfusumuz, 1,5 milyon girişimcimiz var, bunun yüzde sekizi ülke nüfusunun yüzde ellisini oluşturan kadın…”diyor haber içeriği…

 Bu haberin içinde çok ilgimi çeken bir bölüm daha var: ”Japonya’da 100 kişiden 5’i kendi işini yapıyor.”

Ve Japonya seviyesine çıkabilmek için 2 milyon girişimci aranıyor…

 “Japonların girişimcilik seviyesine çıkmak” haberi aklıma aşağıda ki bilgiyi getirdi:

Antropoloji biliminin temsilcisi Ruth Benedict, 1946 yılında Japon toplumunun üzerinde yaptığı araştırmadan sonra, şöyle bir sonuca ulaşıyor:

 “Japonlarda bir “Alternatifler Etiği “vardır.” Krizantem ve Kılıç’ da bu araştırmadan sonra yazdığı bir araştırma kitabı…

  “ Japonlar, alternatifler etiğine sahip bir toplum olarak içinde bulundukları olumsuzluğu hemen kabullenip ellerinde kalanla nasıl yeniden başlayacaklarının peşine düşen ve geçmişe hiç takılmadan; ama unutmadan yeniyi hedef haline getirip ona ulaşmada hiç tereddüt göstermezler.”

 Şu anki durumlarına baktığımızda bunda ne kadar başarılı oldukları ortada… Araştırma yapılan tarihe dikkat, 1946 yani İkinci Dünya Savaşı yeni bitiyor yani Hiroşima ve Nagazaki’nin dumanları daha tütmekte…

 “Biliyorsunuz Etik; yanlışı doğrudan ayırabilmek amacıyla ahlak kavramının doğasını anlamaya çalışır. Etiğin batı geleneği zaman zaman ahlak felsefesi olarak da anılır. ”

  Düşünün Japonlar kaybedişlerdeki yeniden başlamayı ahlak anlayışına dönüştürmüşler...

   İnsan böööylee okuyo bu gazeteleri işte, bugünkü haberde onlardan biri; kadınlara kota- girişimcilik, Japonlarla çıtada komşu olmak…)))

   Ülkenin devlet geleneğindeki vatandaşı edilgen bırakma hâli kadın vatandaşları için daha çok geçerli olduğundan arada çıkıp böyle çareler aranıyor…

  Türkiye'de 4 milyona yakın kadın okuma-yazma bilmiyor…

“ Madde 42Kimse, eğitim ve öğretim haklarından yoksun bırakılamaz.   Öğrenim hakkının kapsamı kanunla tespit edilir ve düzenlenir.” Bu yasa yürürlükte olmasına rağmen bilmiyor…

 Bu dört milyona yakın kadın niye bu kanun kapsamına girmedi bilinemez, sorulmaz da ve kadınlar yaşamın kıyısında hatta dış gebelik süresinde bitirirler kendilerine verilen süreyi. Bu süre zarfında da partilerin seçim programlarında, hayırseverlerin hayır eylemlerinde yer alırlar…

 12 Eylül Darbesi’nin kadınlara okuyup yazma seferberliği düzenlemesi hiç konuşulmadı. O dönemdeki politikacılar ve aydınlar ve de aydınlanmaya yakın olanlar hiçbir şey söylemedi; olmamış gibi davrandı…

Bence bu konu tartışılmalı, cevabı bulunmalı…

Yıllar önce bir geç İç Anadolu’nun bir köyünden İstanbul’a gitmiş. Bir ara köye dönünce köylü etrafını sarmış; sorularla meraklar dillendirilmiş. Tabii geçte her konuda cevap veriyor; ama köylülerden biri bir konu için, ”bu kadar da olmaz. ”demiş. Diğer köylüler hep bir ağızdan,” Çocuk İstanbul’dan geldi, yalan mı söyleyecek.” demişler…

 Yerele göre merkez bilendir, merkeze göre de yerel edilgendir…

 Yaradılışın insanı dünyaya bilgisiz göndermesi belki de yaşadığı yere göre bilgilenmesi içindir. Tıp ki doğadaki yiyeceklerin ve bitkilerin yaşadıkları yere uygun olması gibi…

 Sadece insan aracılığıyla dağılabilecek bilgi olgusunun merkezlerde, kalabalıkların yaşadığı yerlerde kalması modern çağda daha çok göçe neden olmakta. Çünkü bilgi; yaşam da kalabilmenin bütün gizlerini içinde barındıran bir olgu…

  Muhteşem yaradılışın en büyük gizlerinden biri; bilgiden yoksun bu dünyaya gelen canlısının hiçbir bilgiye gerek duymadan bir eylemi gerçekleştirmesine izin vermiş ve aşkı yerel bir duygu olarak dünya bırakmış…

 Ve aşk göçe, medeniyete, merkeze ihtiyaç duymadan, kadın- erkek ayır mı yapmadan, bilgiden yoksun, eşitlik ilkesini hep korumuş… pebi